Nur topu gibi bir çocuğumuz mu oldu!?!? “ŞİÖ”

 Nur topu gibi bir çocuğumuz mu oldu!?!? “ŞİÖ”

Son günlerde ülkenin gündemini meşgul eden ve gerek akademik çevrelerde, gerek kahve köşelerinde, sokaklarda, evlerde, Türkiye’nin AB ile bağlarının koparması mümkün mü? , AB’den  kopuş ülkeyi bir buhrana sürükler mi? , Batıdan kopuş Türkiye’yi demokrasiden uzaklaştırır mı? ,AB’ye  bir alternatif olarak düşünülen ŞİÖ’ ne girilmesi Türkiye’ye ne gibi bir ekonomik katkı sağlar? gibi  bir çok soruyla karşılaşmaktayız.

Ancak bu soruları sormadan önce AB’nin bu güne kadar ekonomik, siyasi, askeri ne gibi bir katkısının olduğunun sorulması gerekmektedir. Bu sorunun cevabı elbette kocaman bir “hiç” tir. Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri 31 Temmuz 1959’da Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na yaptığı ortaklık başvurusu ile başladığı süreçten bu yana AB Türkiye’yi bir oyalama politikası ile hep kontrol altında tutmaya çalışmıştır.

Türkiye-AB ekonomik hacmine baktığımızda AB’ nin Türkiye’ ye nazaran çok daha karlı olduğu görülmektedir. Yine Türkiye’nin yaşadığı her siyasi çalkantının ve ülke menfaatlerinin aleyhinde olduğu her pozisyonda Türkiye ye karşı AB ülkelerinin desteği görülmekte ya da sessiz kaldıkları aşikardır. Yine Türkiye için hayati önem taşıyan terörizm ile mücadelede PKK ya yıllarca ekonomik ve siyasi destek sağlamış ve bulduğu her fırsatta karalama politikasına girişmiştir. Bu yıl içinde de tarihimize kara bir sayfa olarak eklenen FETÖ darbe girişiminde “Avrupalı dostlarımızın” takındığı tutum milletimizin vicdanında derin izler bırakmıştır.

Ee kardeşim sorarlar o zaman adama!?!? Senin hiçbir şekilde yanında durmayan, ekonomik anlamda da verdiğinden daha fazlasını alan, bulduğu her fırsatta da senin kuyunu kazan bir oluşumun içinde olmaya çalışmak, akıl sahibi bir toplum açısından  ve devlet geleneğine sahip bir ulusun devlet aklı açısından  nasıl açıklanır? Elbette bu bize on yıllarca bize dayatılan bir romantizmin peşinden koştuğumuzu ya da buna mecbur kılındığımızı  göstermektedir.

Peki Türkiye ne yapmalı?  “Bu aşk burada biter bende çeker giderim”  deme gibi ne bir lüksü ne de bunun zihinsel ve sistemsel altyapısına sahiptir. Bunun yerine devlet aklının kullanıldığı uluslararası hassasiyetlerin de göz önünde bulundurulduğu aşamalı bir kopuş gerçekleştirebilir.

Öte yandan, bir anda bir çocuğumuz olmuş gibi sevindiğiniz, bir anda sahiplendiğimiz ŞİÖ bizim için yeni bir AB serüveni  olurmu ? Asıl sorulması gereken soru bu bence. Örgütün en etkili iki devletine baktığımızda Rusya ve Çin öne çıkmaktadır. Rusya’ yı ele alacak olursak, daha ikinci dünya savaşı öncesi Boğazlardan üst isteyen, daha birkaç ay önce savaşla burun buruna geldiğimiz, tarihsel hasmımız ve emperyalist hedefleri olan dev gibi bir ülke olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Diğer tarafa baktığımızda tarihi ipek yolunu yeniden canlandırmaya çalışan Çin’in Türkiye’yi devre dışı bıraktığının görülmesi gerekmektedir.

Üç tarafı denizlerle çevrili olmamızın yanında, dört tarafı düşmanlarla çevrili bir millet olduğumuzu akıldan çıkarmadan “devlet aklının” kullanıldığı, ülke menfaatlerinin ön planda tutulduğu, ileriyi gören, uluslararası hassasiyetlerin göz önünde bulundurulduğu sadece bu güne değil geleceğe de uzanan “milli” bir politika izlenmelidir. Böyle bir politikanın izlendiğini gören bu asil millet de zaten devletinin arkasında duracaktır. Sonuç olarak tam bir kopuş ve ya tam bir bağlılık olmamalı “yağmurdan kaçarken doluya tutulmamalıyız”.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir